ADD: “30 Ağustos Zaferimiz kutlu olsun”

GÜNDEM 26.08.2026 - 15:18, Güncelleme: 26.08.2026 - 15:18 448 kez okundu.
 

ADD: “30 Ağustos Zaferimiz kutlu olsun”

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Merkezi, 30 Ağustos Zaferi’nin 104. Yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. ADD Genel Merkezi, “Bütün mazlum milletlere umut olan, hadsiz haritaları da, Osmanlı’ya kabul ettirilen Türk’ün idam fermanı Sevr’i de çöpe atan, Lozan ve Cumhuriyet yolunu açan Başkumandanlık Meydan Muharebesi Zaferi’ni, önemsizleştirmeye, unutturmaya çalışan siyaset bezirganları, çakma tarihçiler ve destekçileri bilmelidir, Tarih bilimdir, hükmünü verir, istese de istemese de herkese bir şekilde öğretir, yalanlarla değiştirilmesi de mümkün değildir!” ifadelerini kullandı.
Açıklamada, şunlara yer verildi: “26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz sadece 5 günde kesin zafere ulaşıyor, İngiliz Genel Kurmayının “6 ayda aşılamaz" dediği Yunan tahkimatı 6 saatte darmadağın ediliyor, 4 yıl önce 13 Kasım 1918’de “Geldikleri gibi giderler” diyen Mustafa Kemal Paşa sözünü tutuyor, İngiliz maşası Yunan Ordusu 31 Ağustos’ta İzmir’e doğru kaçmaya başlıyor ve Başkumandan 1 Eylül 1922 sabahı ordulara şu tarihi emrini veriyordu;  “Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları! Afyonkarahisar Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde zalim ve mağrur bir ordunun anâsır-ı asliyesini (asıl unsurlarını) inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necîb milletimizin fedakârlıklarına lâyık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti istikbalinden emîn olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından müşahede ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine delâlet etme vazifemi mütevâliyen (ardarda) ve mütemadiyen (aralıksız) ifa edeceğim. Başkumandanlığa teklifatta bulunulmasını Cephe Kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazar-ı dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin kuvâ-yı akliyesini, yiğitliğini ve menâbî-i celâdet (kahramanlığının kaynaklarını) ve himmetini müsabaka ile ibzâle (yarışırcasına harcamaya) devam eylemesini talep ederim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri! Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan M. Kemal” Yıllar sonra o kutlu günü şöyle anlatmıştır Falih Rıfkı Atay: “... Türk ordusunun bir taarruz savaşına giremeyeceği fikri, bizim kuşağımız için değişmez gerçeklerden biri idi. Ordumuzun kahramanlığına bel bağlardık, fakat onun ancak savunma mucizeleri verebileceğini sanırdık. Rumca gazetelerin haberi ile merakımız biraz azalsa bile kaygımız ateş gibi yanıyordu. Zaman geçtikçe umutsuzluğumuz arttı. Bir iki kasaba alıp durmayı nimet saymaya başlamıştık… Akşamüstü Büyükada’ya gidiyordum. Güverte tıka basa dolu. Türkçe konuşmayanlarda birbirinin sözünü kapan bir sevinç var. Sadece bu sevinç bizi yıkmaya yeterdi. 'Ne olmuştu?' diye sormaktan korkuyorduk. Bir fena şey vardı. Kimseye bir şey sormadan onu zihnimizde hafifletmeye uğraşıyorduk. İhtimal durmuştuk. Belki de bir iki noktada gerilemiştik. Ordu bozulmamışsa bundan ne çıkardı? Yunanlar da artık bitkin bir halde değil miydiler? Aşağı yukarı bir uzlaşma yapabilirdik. Bu da elbette Sevr anlaşmasından daha iyi olurdu… Fakat içimizdeki sorunun kimseden aramaya cesaret edemediğimiz cevabı kendiliğinden yayılıverdi: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bütün karargâhı ile beraber esir olmuş… Keder insanları öldürmez derlerse bu söze inanın. Kalp denen şeyin ne dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu ben, o akşamüstü Büyükada vapurunun güvertesinde öğrendim… Türkleri Büyükada Yat Kulübünden kovmuşlardı. Ada sokakları çoluk çocuğun çığlıklarıyla geçilmez hale gelmişti. Ölümü bir uyku gibi arayarak sabahı ettik. İlk vapurun en görünmez köşesine sığınarak, iki büklüm köprüye indik. Bütün Türkleri yas içinde bulacağımı sanıyordum. Meğer ne kadar soysuzluğa uğramışız. Acaba sokaktakilerin hepsi şu veya bu muhipler cemiyeti üyeleri mi? Bizimkiler utançlarından evlerinde mi kalmışlardı? Bu gülüşler, bu çırpınışlar, bu el sıkışlar ne idi? Meğer bütün karargâhı ile Başkomutan Mustafa Kemal değil, Yunan Başkomutanı Trikopis esir olmuş… Size kalbin ne kadar dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu yukarıda söylemeseydim burada söylerdim. Bir çocuk gibi sıçramaya başladım. Habere, havadise, telgrafa koşuyorum. Yunan ordusunu yok etmişiz, İzmir’e iniyormuşuz… Ben ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştuk biliyor musunuz? KURTULMUŞTUK! Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim.” Bu satırları dudakları titreyip gözleri nemlenmeden okuyabilen vatansızlara, tarih cahili aymazlara ne demeli? Yunan komutan ve siyasetçileri ile İngilizler başta bütün dünyanın saygıyla selamlayıp büyüklüğünü teslim ettiği, Yunanistan ve İngiltere’de iktidarları devirip kimilerinin siyasi hayatlarını ve hatta yaşamlarını sonlandıran, bütün mazlum milletlere umut olan, hadsiz haritaları da, Osmanlı’ya kabul ettirilen Türk’ün idam fermanı Sevr’i de çöpe atan, Lozan ve Cumhuriyet yolunu açan Başkumandanlık Meydan Muharebesi Zaferi’ni, önemsizleştirmeye, unutturmaya çalışan siyaset bezirganları, çakma tarihçiler ve destekçileri bilmelidir, Tarih bilimdir, hükmünü verir, istese de istemese de herkese bir şekilde öğretir, yalanlarla değiştirilmesi de mümkün değildir! Türk Ulusu, hayırlı evladı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde ‘vatanını kurtarmış, bağımsızlığını kazanmış ve “Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş̧ olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı ve kafamızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.” dedirtmiştir Falih Rıfkı'ya. Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; 30 Ağustos Zaferimizin 104. yıl dönümünde Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşmak azim ve kararımızla Büyük Atatürk’ü, Kuvayı Milliye kahramanlarımızı, Gazi Meclisimizi, Şanlı Ordumuzu ve aziz şehit ve gazilerimizi minnetle, şükranla yad ediyor, manevi huzurlarında saygıyla eğiliyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!”
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Merkezi, 30 Ağustos Zaferi’nin 104. Yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. ADD Genel Merkezi, “Bütün mazlum milletlere umut olan, hadsiz haritaları da, Osmanlı’ya kabul ettirilen Türk’ün idam fermanı Sevr’i de çöpe atan, Lozan ve Cumhuriyet yolunu açan Başkumandanlık Meydan Muharebesi Zaferi’ni, önemsizleştirmeye, unutturmaya çalışan siyaset bezirganları, çakma tarihçiler ve destekçileri bilmelidir, Tarih bilimdir, hükmünü verir, istese de istemese de herkese bir şekilde öğretir, yalanlarla değiştirilmesi de mümkün değildir!” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, şunlara yer verildi:
“26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz sadece 5 günde kesin zafere ulaşıyor, İngiliz Genel Kurmayının “6 ayda aşılamaz" dediği Yunan tahkimatı 6 saatte darmadağın ediliyor, 4 yıl önce 13 Kasım 1918’de “Geldikleri gibi giderler” diyen Mustafa Kemal Paşa sözünü tutuyor, İngiliz maşası Yunan Ordusu 31 Ağustos’ta İzmir’e doğru kaçmaya başlıyor ve Başkumandan 1 Eylül 1922 sabahı ordulara şu tarihi emrini veriyordu; 
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları!
Afyonkarahisar
Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde zalim ve mağrur bir ordunun anâsır-ı asliyesini (asıl unsurlarını) inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necîb milletimizin fedakârlıklarına lâyık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti istikbalinden emîn olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından müşahede ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine delâlet etme vazifemi mütevâliyen (ardarda) ve mütemadiyen (aralıksız) ifa edeceğim. Başkumandanlığa teklifatta bulunulmasını Cephe Kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazar-ı dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin kuvâ-yı akliyesini, yiğitliğini ve menâbî-i celâdet (kahramanlığının kaynaklarını) ve himmetini müsabaka ile ibzâle (yarışırcasına harcamaya) devam eylemesini talep ederim.
Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan M. Kemal”
Yıllar sonra o kutlu günü şöyle anlatmıştır Falih Rıfkı Atay: “... Türk ordusunun bir taarruz savaşına giremeyeceği fikri, bizim kuşağımız için değişmez gerçeklerden biri idi. Ordumuzun kahramanlığına bel bağlardık, fakat onun ancak savunma mucizeleri verebileceğini sanırdık. Rumca gazetelerin haberi ile merakımız biraz azalsa bile kaygımız ateş gibi yanıyordu. Zaman geçtikçe umutsuzluğumuz arttı. Bir iki kasaba alıp durmayı nimet saymaya başlamıştık… Akşamüstü Büyükada’ya gidiyordum. Güverte tıka basa dolu. Türkçe konuşmayanlarda birbirinin sözünü kapan bir sevinç var. Sadece bu sevinç bizi yıkmaya yeterdi. 'Ne olmuştu?' diye sormaktan korkuyorduk. Bir fena şey vardı. Kimseye bir şey sormadan onu zihnimizde hafifletmeye uğraşıyorduk. İhtimal durmuştuk. Belki de bir iki noktada gerilemiştik. Ordu bozulmamışsa bundan ne çıkardı?
Yunanlar da artık bitkin bir halde değil miydiler? Aşağı yukarı bir uzlaşma yapabilirdik. Bu da elbette Sevr anlaşmasından daha iyi olurdu… Fakat içimizdeki sorunun kimseden aramaya cesaret edemediğimiz cevabı kendiliğinden yayılıverdi: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bütün karargâhı ile beraber esir olmuş… Keder insanları öldürmez derlerse bu söze inanın. Kalp denen şeyin ne dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu ben, o akşamüstü Büyükada vapurunun güvertesinde öğrendim… Türkleri Büyükada Yat Kulübünden kovmuşlardı. Ada sokakları çoluk çocuğun çığlıklarıyla geçilmez hale gelmişti. Ölümü bir uyku gibi arayarak sabahı ettik. İlk vapurun en görünmez köşesine sığınarak, iki büklüm köprüye indik. Bütün Türkleri yas içinde bulacağımı sanıyordum. Meğer ne kadar soysuzluğa uğramışız. Acaba sokaktakilerin hepsi şu veya bu muhipler cemiyeti üyeleri mi? Bizimkiler utançlarından evlerinde mi kalmışlardı?
Bu gülüşler, bu çırpınışlar, bu el sıkışlar ne idi? Meğer bütün karargâhı ile Başkomutan Mustafa Kemal değil, Yunan Başkomutanı Trikopis esir olmuş… Size kalbin ne kadar dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu yukarıda söylemeseydim burada söylerdim. Bir çocuk gibi sıçramaya başladım. Habere, havadise, telgrafa koşuyorum. Yunan ordusunu yok etmişiz, İzmir’e iniyormuşuz… Ben ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım.
Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştuk biliyor musunuz? KURTULMUŞTUK! Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim.”
Bu satırları dudakları titreyip gözleri nemlenmeden okuyabilen vatansızlara, tarih cahili aymazlara ne demeli? Yunan komutan ve siyasetçileri ile İngilizler başta bütün dünyanın saygıyla selamlayıp büyüklüğünü teslim ettiği, Yunanistan ve İngiltere’de iktidarları devirip kimilerinin siyasi hayatlarını ve hatta yaşamlarını sonlandıran, bütün mazlum milletlere umut olan, hadsiz haritaları da, Osmanlı’ya kabul ettirilen Türk’ün idam fermanı Sevr’i de çöpe atan, Lozan ve Cumhuriyet yolunu açan Başkumandanlık Meydan Muharebesi Zaferi’ni, önemsizleştirmeye, unutturmaya çalışan siyaset bezirganları, çakma tarihçiler ve destekçileri bilmelidir, Tarih bilimdir, hükmünü verir, istese de istemese de herkese bir şekilde öğretir, yalanlarla değiştirilmesi de mümkün değildir!
Türk Ulusu, hayırlı evladı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde ‘vatanını kurtarmış, bağımsızlığını kazanmış ve “Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş̧ olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı ve kafamızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.” dedirtmiştir Falih Rıfkı'ya.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; 30 Ağustos Zaferimizin 104. yıl dönümünde Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşmak azim ve kararımızla Büyük Atatürk’ü, Kuvayı Milliye kahramanlarımızı, Gazi Meclisimizi, Şanlı Ordumuzu ve aziz şehit ve gazilerimizi minnetle, şükranla yad ediyor, manevi huzurlarında saygıyla eğiliyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!”

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve egemengzt.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.