Adana’da, “İklim Krizi, Sağlık, COP31 ve HİZ” paneli

GÜNDEM 25.10.2026 - 12:50, Güncelleme: 25.10.2026 - 12:50 254 kez okundu.
 

Adana’da, “İklim Krizi, Sağlık, COP31 ve HİZ” paneli

Adana Tabip Odası ile Türk Toraks Derneği Çukurova Şubesi birlikteliğiyle ‘İklim Krizi, Sağlık, COP31 ve HİZ’ paneli düzenlendi. Moderatörlüğünü Dr. Oya Baydar ve Dr. Kıvılcım Eren Ateş’in yaptığı panele ‘İklim Krizi Nedir’ konu başlığıyla Prof. Dr. Ali Kocabaş, ‘İklim Krizi’nin Sağlık Üzerine Etkileri’ konu başlığıyla Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer, ‘İklim Krizinde Hekimlerin Sorumlulukları’ konu başlığıyla Uzm. Dr. Adem Yılmaz konuşmacı olarak katıldı. UZM. DR. ADEM YILMAZ: “KÜRESEL ISINMA; İNSAN SAĞLIĞI İÇİN BÜYÜYEN TEHDİT” Adana Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Ahmet Hilal, Türk Toraks Derneği Çukurova Şubesi Başkanı Doç. Dr. Sedat Kuleci, hekim ve çevre gönüllülerinin katıldığı panelde küresel ısınmanın günümüz ve yakın gelecekte insan sağlığı için temel ve büyüyen bir tehdit oluşturduğunun altını çizen Uzm. Dr. Adem Yılmaz, görsel sunum yaparak “Küresel ısınma artık çevresel bir sorun olmanın ötesinde halk sağlığı ve hekimlik pratiği açısından doğrudan acil bir halk sağlığı sorunudur. İklim krizi adaletsizdir. İklim krizine en az sebep olanlar en büyük bedeli ödemektedir. Yaşlılar, küçük çocuklar, kronik hastalar, hamileler, düşük gelirli topluluklar, göçmenler ve dışarıda çalışanlar en yüksek risk altındadır. Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olan bölgelerde hastalıklardan ölümler daha sık görülmektedir” diye konuştu. “İklim krizinde, hekimlerin görevinin yalnızca hastayı tedavi etmek değil; hastalığı oluşturan çevresel riskleri tanımak, toplumu korumak ve daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir sağlık sisteminin kurulmasına sorumluluk almak olmalıdır” diyen Yılmaz, iklim krizinin olumsuz etkilerinden en önemli koruyucu önlemlerin başında fosil yakıtların kullanımının azaltılması olduğunu söyleyerek güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji seçeneklerine geçiş sağlanmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi. PROF. DR. YASEMİN SAYGIDEĞER: “AÇIK HAVADA ÇALIŞANLAR YÜKSEK RİSK ALTINDA” Türkiye’de 2024 yılında kişi başına ortalama 33,6 sıcak hava dalgası gününe maruz kalındığı, bu sürenin yaklaşık yüzde 81’inin modellemelere göre insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer, “Aşırı sıcaklar; sıvı kaybı, kalp ve böbrekler üzerindeki yükün artması, uyku ve gece toparlanmasının bozulması gibi yollarla sağlığı etkiler. Astım, KOAH ve kalp hastalığı bulunanlar, yaşlılar, çocuklar ve açık havada çalışanlar daha yüksek risk altındadır. Sıcaklığın etkileri hava kirliliği, yangın dumanı, uzayan veya zamanı değişen polen mevsimleri, su ve gıda güvenliği sorunlarıyla birleşerek sağlık yükünü daha da artırabilir. Ancak iklim krizi herkesi aynı ölçüde etkilemez. Yoksullar; güvenli ve serin bir konuta, klimaya, yeterli enerjiye, temiz suya ve sağlık hizmetlerine erişimleri daha sınırlı olduğu için daha fazla etkilenmektedir. Gün boyu sıcakta çalışan, gölgede mola veremeyen ve gece de serinleyemeyen bir kişinin riski, aynı sıcaklıkta korunma olanaklarına sahip bir kişiden çok daha yüksektir. Bu nedenle iklim kriziyle mücadele aynı zamanda sosyal adalet mücadelesidir” dedi. PROF. DR. ALİ KOCABAŞ: “EKOLOJİK YIKIM KENDİNİ İKLİM KRİZİ OLARAK GÖSTERİYOR” İklim Değişikliğinin dünyada yeryüzü sıcaklıklarının ve hava koşullarının uzun dönemli değişikliklerin genel adı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kocabaş, konuşmasında “Sıcaklık artışı, sıcak hava dalgaları, buzulların erimesi, Arktik deniz buzulunun azalması, deniz seviyesinin yükselmesi, okyonusların ısınması, yağış düzeninin değişmesi ve ekosistemlerin değişmesi ile karekterizedir. 18. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan sanayi devriminin yaygınlaşmasıyla kömür kullanımının giderek artması, 19. Yüzyılın sonlarında kömürün yaygın kullanılmasıyla artan karbondioksit (CO2) emisyonlarının dünya sıcaklığını yükseltebileceğinin anlaşılması, 20. Yüzyılın başında petrolün yaygınlaşması ve 1950’lerdeki büyük hızlanmada nüfus artışı, küresel ticaret ve enerji talebinin artışı ve endüstriyel tarımın başlaması, CO2 emisyonlarının artışını ivmelendirdi. Fosil yakıtların (kömür, petrol doğal gaz) daha sonraki dönemde enerji üretimi, sanayi ve tarımda yaygın kullanılmasıyla gerçekleşen ekolojik yıkım, günümüzde kendini iklim krizi şeklinde göstermektedir” şeklinde konuştu. Yapılan sunumların ardından COP31 ve Halkların İklim Zirvesi (HİZ) hakkında grup tartışması yapılarak çözüm önerileri masaya yatırıldı.
Adana Tabip Odası ile Türk Toraks Derneği Çukurova Şubesi birlikteliğiyle ‘İklim Krizi, Sağlık, COP31 ve HİZ’ paneli düzenlendi. Moderatörlüğünü Dr. Oya Baydar ve Dr. Kıvılcım Eren Ateş’in yaptığı panele ‘İklim Krizi Nedir’ konu başlığıyla Prof. Dr. Ali Kocabaş, ‘İklim Krizi’nin Sağlık Üzerine Etkileri’ konu başlığıyla Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer, ‘İklim Krizinde Hekimlerin Sorumlulukları’ konu başlığıyla Uzm. Dr. Adem Yılmaz konuşmacı olarak katıldı. UZM. DR. ADEM YILMAZ: “KÜRESEL ISINMA; İNSAN SAĞLIĞI İÇİN BÜYÜYEN TEHDİT” Adana Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Ahmet Hilal, Türk Toraks Derneği Çukurova Şubesi Başkanı Doç. Dr. Sedat Kuleci, hekim ve çevre gönüllülerinin katıldığı panelde küresel ısınmanın günümüz ve yakın gelecekte insan sağlığı için temel ve büyüyen bir tehdit oluşturduğunun altını çizen Uzm. Dr. Adem Yılmaz, görsel sunum yaparak “Küresel ısınma artık çevresel bir sorun olmanın ötesinde halk sağlığı ve hekimlik pratiği açısından doğrudan acil bir halk sağlığı sorunudur. İklim krizi adaletsizdir. İklim krizine en az sebep olanlar en büyük bedeli ödemektedir. Yaşlılar, küçük çocuklar, kronik hastalar, hamileler, düşük gelirli topluluklar, göçmenler ve dışarıda çalışanlar en yüksek risk altındadır. Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olan bölgelerde hastalıklardan ölümler daha sık görülmektedir” diye konuştu. “İklim krizinde, hekimlerin görevinin yalnızca hastayı tedavi etmek değil; hastalığı oluşturan çevresel riskleri tanımak, toplumu korumak ve daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir sağlık sisteminin kurulmasına sorumluluk almak olmalıdır” diyen Yılmaz, iklim krizinin olumsuz etkilerinden en önemli koruyucu önlemlerin başında fosil yakıtların kullanımının azaltılması olduğunu söyleyerek güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji seçeneklerine geçiş sağlanmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi. PROF. DR. YASEMİN SAYGIDEĞER: “AÇIK HAVADA ÇALIŞANLAR YÜKSEK RİSK ALTINDA” Türkiye’de 2024 yılında kişi başına ortalama 33,6 sıcak hava dalgası gününe maruz kalındığı, bu sürenin yaklaşık yüzde 81’inin modellemelere göre insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer, “Aşırı sıcaklar; sıvı kaybı, kalp ve böbrekler üzerindeki yükün artması, uyku ve gece toparlanmasının bozulması gibi yollarla sağlığı etkiler. Astım, KOAH ve kalp hastalığı bulunanlar, yaşlılar, çocuklar ve açık havada çalışanlar daha yüksek risk altındadır. Sıcaklığın etkileri hava kirliliği, yangın dumanı, uzayan veya zamanı değişen polen mevsimleri, su ve gıda güvenliği sorunlarıyla birleşerek sağlık yükünü daha da artırabilir. Ancak iklim krizi herkesi aynı ölçüde etkilemez. Yoksullar; güvenli ve serin bir konuta, klimaya, yeterli enerjiye, temiz suya ve sağlık hizmetlerine erişimleri daha sınırlı olduğu için daha fazla etkilenmektedir. Gün boyu sıcakta çalışan, gölgede mola veremeyen ve gece de serinleyemeyen bir kişinin riski, aynı sıcaklıkta korunma olanaklarına sahip bir kişiden çok daha yüksektir. Bu nedenle iklim kriziyle mücadele aynı zamanda sosyal adalet mücadelesidir” dedi. PROF. DR. ALİ KOCABAŞ: “EKOLOJİK YIKIM KENDİNİ İKLİM KRİZİ OLARAK GÖSTERİYOR” İklim Değişikliğinin dünyada yeryüzü sıcaklıklarının ve hava koşullarının uzun dönemli değişikliklerin genel adı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kocabaş, konuşmasında “Sıcaklık artışı, sıcak hava dalgaları, buzulların erimesi, Arktik deniz buzulunun azalması, deniz seviyesinin yükselmesi, okyonusların ısınması, yağış düzeninin değişmesi ve ekosistemlerin değişmesi ile karekterizedir. 18. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan sanayi devriminin yaygınlaşmasıyla kömür kullanımının giderek artması, 19. Yüzyılın sonlarında kömürün yaygın kullanılmasıyla artan karbondioksit (CO2) emisyonlarının dünya sıcaklığını yükseltebileceğinin anlaşılması, 20. Yüzyılın başında petrolün yaygınlaşması ve 1950’lerdeki büyük hızlanmada nüfus artışı, küresel ticaret ve enerji talebinin artışı ve endüstriyel tarımın başlaması, CO2 emisyonlarının artışını ivmelendirdi. Fosil yakıtların (kömür, petrol doğal gaz) daha sonraki dönemde enerji üretimi, sanayi ve tarımda yaygın kullanılmasıyla gerçekleşen ekolojik yıkım, günümüzde kendini iklim krizi şeklinde göstermektedir” şeklinde konuştu. Yapılan sunumların ardından COP31 ve Halkların İklim Zirvesi (HİZ) hakkında grup tartışması yapılarak çözüm önerileri masaya yatırıldı.
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve egemengzt.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.