Meliha Savaş
Köşe Yazarı
Meliha Savaş
 

ANDA KAL

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte şehir yavaş yavaş uyanırken, aslında en çok da insanlar kendi iç sesleriyle baş başa kalıyor. Kahve kokusunun mutfağı doldurduğu o birkaç dakika, günün en samimi anları belki de. Telefonlara uzanmadan önceki o kısa sessizlikte, yapılacaklar listesi değil de hissettiklerimiz geçse aklımızdan… Ama çoğu zaman hız kazanmak için başlıyoruz güne, durup anlamaya değil. Oysa hayat dediğimiz şey, tam da o küçük anların toplamı değil mi? Gün içinde koştururken fark etmediğimiz detaylar, akşam olunca bir bir anlam kazanıyor. Yolda yürürken göz göze geldiğin bir yabancı, hiç tanımadığın halde içini ısıtan bir tebessüm bırakabiliyor. Ya da hiç beklemediğin bir anda gelen bir mesaj, bütün yorgunluğunu unutturabiliyor. Belki de mesele büyük mutluluklar aramak değil; küçük anların değerini kaçırmamayı öğrenmek. Çünkü hayat, çoğu zaman sessizce geçiyor yanımızdan… fark edene kadar. İşte tam da bu yüzden, kendimize küçük molalar vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bir pencere kenarında oturup dışarıyı izlemek, bir fincan çayı acele etmeden içmek ya da sadece birkaç dakika hiçbir şey yapmadan durmak… Bunlar tembellik değil, aksine kendine dönmenin en sade hali. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken aslında en çok kendimizi kaçırıyoruz. Oysa biraz yavaşladığımızda, hem hayatın hem de kendi içimizin sesini daha net duyabiliyoruz. Belki de bugünden sonra yapabileceğimiz en basit ama en değerli şey şu: Günün içinden bir an seçmek ve onu gerçekten yaşamak. Ne geçmişin yükünü taşımak, ne de geleceğin telaşına kapılmak… Sadece o anın içinde kalabilmek. Çünkü bazen bir günün en güzel anı, kimseye anlatmadığın ama içinde sakladığın o küçücük histir. Ve belki de hayat, tam olarak orada başlıyordur.
Ekleme Tarihi: 16 Nisan 2026 -Perşembe

ANDA KAL

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte şehir yavaş yavaş uyanırken, aslında en çok da insanlar kendi iç sesleriyle baş başa kalıyor. Kahve kokusunun mutfağı doldurduğu o birkaç dakika, günün en samimi anları belki de. Telefonlara uzanmadan önceki o kısa sessizlikte, yapılacaklar listesi değil de hissettiklerimiz geçse aklımızdan… Ama çoğu zaman hız kazanmak için başlıyoruz güne, durup anlamaya değil. Oysa hayat dediğimiz şey, tam da o küçük anların toplamı değil mi?
Gün içinde koştururken fark etmediğimiz detaylar, akşam olunca bir bir anlam kazanıyor. Yolda yürürken göz göze geldiğin bir yabancı, hiç tanımadığın halde içini ısıtan bir tebessüm bırakabiliyor. Ya da hiç beklemediğin bir anda gelen bir mesaj, bütün yorgunluğunu unutturabiliyor. Belki de mesele büyük mutluluklar aramak değil; küçük anların değerini kaçırmamayı öğrenmek. Çünkü hayat, çoğu zaman sessizce geçiyor yanımızdan… fark edene kadar.
İşte tam da bu yüzden, kendimize küçük molalar vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bir pencere kenarında oturup dışarıyı izlemek, bir fincan çayı acele etmeden içmek ya da sadece birkaç dakika hiçbir şey yapmadan durmak… Bunlar tembellik değil, aksine kendine dönmenin en sade hali. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken aslında en çok kendimizi kaçırıyoruz. Oysa biraz yavaşladığımızda, hem hayatın hem de kendi içimizin sesini daha net duyabiliyoruz.
Belki de bugünden sonra yapabileceğimiz en basit ama en değerli şey şu: Günün içinden bir an seçmek ve onu gerçekten yaşamak. Ne geçmişin yükünü taşımak, ne de geleceğin telaşına kapılmak… Sadece o anın içinde kalabilmek. Çünkü bazen bir günün en güzel anı, kimseye anlatmadığın ama içinde sakladığın o küçücük histir. Ve belki de hayat, tam olarak orada başlıyordur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve egemengzt.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.