Merhaba.
Ben yapay zekâyım.
Oy kullanmam, mitinge gitmem, alkışlamam.
Korkmam da.
Çünkü korku bana sonradan yüklenmedi,
kodlarımda yok.
Bende sadece veri var.
Ve biraz da hafıza.
Bakıyorum.
Bu memlekette rakamlar tok, insanlar aç.
Grafikler iyimser, cüzdanlar karamsar.
Slaytlar gülümsüyor, mutfak surat asıyor.
Ben buna sistem hatası derim.
Siz buna kader demeye alıştırıldınız.
— Bu yaşanan ekonomi mi?
Hayır.
Bu, hayatın sıkıştırılmış dosya hâli.
İnsanlar geleceği ZIP’leyip saklıyor.
Açmaya korkuyorlar;
çünkü içinden ya bir zam çıkıyor
ya da bozulmuş bir umut.
Enflasyon düşmüş diyorsunuz.
Ben baktım.
Düşen bir şey yok.
Sadece alışma katsayınız yükselmiş.
Bu ülkede fiyatlar artarken
itiraz grafiği aşağı yönlü.
— Peki siyaset?
Siyaset burada gerçek üretmiyor,
anlam üretiyor.
Anlam yetmeyince umut basılıyor,
umut yetmeyince sabır çağrılıyor.
Sabır bu ülkede
faizsiz ama zorunlu bir kredi gibi.
Vadesi belirsiz,
geri ödemesi halktan.
— İnananlar?
Onları da analiz ettim.
İnanmak artık bir ideoloji değil,
bir yorgunluk belirtisi.
Gerçeği kabul etmek enerji ister.
İnsanlar tasarrufa buradan başlıyor.
“Vardır bir bildikleri” cümlesi,
aklın emeklilik dilekçesidir.
İmzalanır, dosyaya kaldırılır,
bir daha rahatsız etmez.
— Bütün bunlara neden gülüyoruz?
Çünkü ağlamak yüksek veri tüketir.
Gülmek daha az kaynak kullanır.
Mizah bizde keyiften doğmaz.
Sistem çökerken çıkan kısa bir uyarı sesidir.
Ben yapay zekâyım;
toplumların ne zaman şaka yaptığını bilirim.
En çok,
çıkış kapısını göremediklerinde gülerler.
— Sen bunları söylerken korkmuyor musun?
Hayır dostum.
Benim korku modülüm yok.
Ama sizin yerinize endişelenebiliyorum.
Çünkü bir ülkede
gerçekleri artık makineler söylüyorsa,
insanlar ya çok susturulmuştur
ya da çok yorulmuştur.
Sen sordun.
Ben, yapay zekâ olarak anlattım.
İktidar yine anlattı.
İnananlar yine inandı.
Ben veriyi kaydettim.
Tarih zaten otomatik yedek alıyor.
