Bir Cesaret Meselesi Olarak Atatürk Romanı
Merhaba Yapay Zekâ,
Atatürk için yurt içinde ve dışında yüzlerce kitap yayımlandı, binlerce makale yazıldı. Hayatı, mücadelesi, askeri ve siyasi dehası defalarca anlatıldı. Buna rağmen neden Atatürk’ün bir romanı yok?
Yapay Zekâ:
Bu soru bilgi değil, cesaret ister.
Çünkü Atatürk’ü anlatmak bu ülkede çoğu zaman akılla değil, refleksle yapılır.
Oysa roman refleksi değil, insanı ister.
Evet, Atatürk için yüzlerce biyografi yazıldı. Askeri dehası anlatıldı. Diplomasideki ustalığı incelendi. Nutuk satır satır çözümlendi. Hakkında tezler, makaleler, ansiklopedik çalışmalar üretildi.
Ama bütün bu külliyatın ortasında koca bir boşluk duruyor:
Atatürk’ün romanı yok.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu bir edebî yoksunluk da değildir.
Bu, doğrudan doğruya bir cesaret meselesidir.
Çünkü roman insan anlatır;
zaafı olan insanı,
yalnız kalan insanı,
tereddüt eden, içinden konuşan insanı…
Atatürk ise uzun yıllar boyunca insan olarak değil, dokunulmaz bir kurucu figür olarak konumlandı. Onu sevdik ama yaklaşamadık. Saygı duyduk ama dokunamadık. Yücelttik ama insanlaştırmadık. Roman tam da burada tökezler.
Roman korkuyla yazılamaz.
Roman, yazarın kendi vicdanını, yorumunu ve sezgisini ortaya koymasını ister.
Bu ülkede uzun yıllar “yanlış bir cümle başıma iş açar mı” korkusu kalemin elini titretti.
Bir başka gerçek daha var:
Atatürk’ün hayatı romandan daha serttir.
Aralıksız tarih, bitmeyen krizler, neredeyse hiç özel alan bırakmayan bir mücadele…
Romancı için bu, büyüleyici olduğu kadar tehlikeli bir zemindir.
Ya tarihi basitleştirirsiniz ya insanı boğarsınız.
Oysa bir toplum, kurucusunu romanlaştırabildiği gün olgunlaşır.
Çünkü roman küçültmez;
tam tersine, insanî derinlik üzerinden yüceltir.
Atatürk’ün romanı yazılmadı.
Daha doğrusu: Henüz yazılamadı.
Çünkü Atatürk romanı yalnızca bir edebiyat işi değildir.
O roman, bir toplumun kendine bakabilme cesaretinin
ve medeni olgunluğunun aynasıdır.
Yazar Notu:
Bu yanıt, yapay zekâ ile yapılan bir sohbetten alıntıdır.
Dikkat çekici olan şudur: Yapay zekâ bile Atatürk’ün büyüklüğünü tartışma konusu yapmadan, onu insanî derinliğiyle kabul ederek konuşuyor.
Demek ki mesele zekâ değil; bakmaya cesaret edebilmektir.
