İki para arası yaşamak, sadece ekonomik bir tanım değildir. O, insanın ruh hâlidir. Ne tam yoksulluktur ne de refah. Daha çok, sürekli idare etme hâlidir. Bir tür aradalık. Ne düşecek kadar boşluk vardır altında ne de yükselecek kadar zemin.
Bu hayatın felsefesi, ölçülülük değil, tedbirdir. Aristo’nun erdem dediği orta yol, burada bir ahlâk meselesi olmaktan çıkar, bir hayatta kalma stratejisine dönüşür. Ne çok sevinirsin, nazar değer. Ne çok üzülürsün, kalkamazsın. Duygular bile tasarrufludur bu hayatta.
İki para arası yaşayanlar, büyük hayaller kurmaz. Ama küçük hayallerden de vazgeçmez. En çok da bu yüzden yorulurlar. Çünkü insanı asıl yoran şey, umutsuzluk değil; sürekli ayakta tutulmaya çalışılan küçük umutlardır. Bir gün daha dayanmak için kendine söylenen cümleler:
“Biraz daha sabredeyim.”
“Şu ay da geçsin.”
“Belki sonra.”
Bu “sonra” hiç gelmez ama herkes ona inanır.
Bu yüzden iki para arası hayatlar, en çok ilişkilerde sınanır. Sevgi bile hesaplanır burada. Fazla bağlanmak risklidir. Fazla uzak durmak yalnızlık getirir. İnsan, kendini bile tartarak sever. “Ben buna değer miyim?” sorusu, paradan çok kendine yöneliktir artık.
Felsefede “askıda kalmışlık” diye bir kavram yoktur belki ama modern insanın temel hâli budur. Sartre özgürlükten bahsederken, bu insanların özgürlüğü çoğu zaman seçenekler arasında değil, zorunluluklar arasındadır. Seçmek değil, katlanmak vardır. Ve buna yine de “hayat” denir.
İnsan, ne kadarla yetinebileceğini değil, neye rağmen ayakta kalabildiğini sorguladığında,kırılmş dahi olsa kalkabıleceği yerler oldugunu farkeder ve hayat ordan tekrar filizlenir.
Anasayfa
Yazarlar
ÇİLEM ŞENESEN
Yazı Detayı
Bu yazı 358 kez okundu.
İki Para Arası Hayatlar
İki para arası yaşamak, sadece ekonomik bir tanım değildir. O, insanın ruh hâlidir. Ne tam yoksulluktur ne de refah. Daha çok, sürekli idare etme hâlidir. Bir tür aradalık. Ne düşecek kadar boşluk vardır altında ne de yükselecek kadar zemin.
Bu hayatın felsefesi, ölçülülük değil, tedbirdir. Aristo’nun erdem dediği orta yol, burada bir ahlâk meselesi olmaktan çıkar, bir hayatta kalma stratejisine dönüşür. Ne çok sevinirsin, nazar değer. Ne çok üzülürsün, kalkamazsın. Duygular bile tasarrufludur bu hayatta.
İki para arası yaşayanlar, büyük hayaller kurmaz. Ama küçük hayallerden de vazgeçmez. En çok da bu yüzden yorulurlar. Çünkü insanı asıl yoran şey, umutsuzluk değil; sürekli ayakta tutulmaya çalışılan küçük umutlardır. Bir gün daha dayanmak için kendine söylenen cümleler:
“Biraz daha sabredeyim.”
“Şu ay da geçsin.”
“Belki sonra.”
Bu “sonra” hiç gelmez ama herkes ona inanır.
Bu yüzden iki para arası hayatlar, en çok ilişkilerde sınanır. Sevgi bile hesaplanır burada. Fazla bağlanmak risklidir. Fazla uzak durmak yalnızlık getirir. İnsan, kendini bile tartarak sever. “Ben buna değer miyim?” sorusu, paradan çok kendine yöneliktir artık.
Felsefede “askıda kalmışlık” diye bir kavram yoktur belki ama modern insanın temel hâli budur. Sartre özgürlükten bahsederken, bu insanların özgürlüğü çoğu zaman seçenekler arasında değil, zorunluluklar arasındadır. Seçmek değil, katlanmak vardır. Ve buna yine de “hayat” denir.
İnsan, ne kadarla yetinebileceğini değil, neye rağmen ayakta kalabildiğini sorguladığında,kırılmş dahi olsa kalkabıleceği yerler oldugunu farkeder ve hayat ordan tekrar filizlenir.
Ekleme
Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı
İki Para Arası Hayatlar
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
